Şimdi hikâyenin en hareketli ve maalesef en hüzünlü kısmına, gelişme bölümüne geçiyoruz. Kitabının 78. sayfasını açalım.
Burada doğa ile “medeniyet” dediğimiz sanayileşme arasındaki savaş kızışıyor.
Sayfa 78 Analizi: Yıkım ve Direniş
1. METİN İNCELEMESİ: HİKÂYENİN GELİŞİMİ (DÜĞÜM)
Bu sayfada olaylar hızlanıyor ve çatışma zirveye çıkıyor.
Doğanın Katledilişi: Fabrika inşaatı başlıyor. Önce iskele kuruyorlar, sonra bir mendirek (dalga kıran) yapıp denizi hapsediyorlar. Yazar durumu şöyle özetliyor: “Dalgalar artık kumları tatlı tatlı okşamaz olmuşlardı.”1. Papatyalar kurumdan (isten) siyaha dönüyor, kuşların sesi çekiç sesleri arasında kayboluyor222.
Kavağın Sonu: Zavallı kavak ağacı, bir sabah testere sızısı ile uyanıyor ve kesiliyor3. Fabrikatörün emriyle “telefon direği” yapılmak üzere soyuluyor, ilaçlanıyor ve ziftleniyor4.
Mucizevi Direniş (Kırılma Noktası): Aradan zaman geçiyor, bahar geliyor. Telefon direği yapılıp dikilen o ölü ağaç, içindeki yaşama sevincini kaybetmiyor. “Bütün vücuduna su yürüdüğünü hissediyor” ve bir sabah, üzerindeki boyaları patlatıp yeniden yaprak açıyor!5.
Hoca Yorumu: Burası hikâyenin en can alıcı noktasıdır. Yazar bize şunu söylüyor: Doğa asla pes etmez. İnsan onu kalıba soksan, kesse, boyasa bile o yaşamaya devam etmenin bir yolunu bulur.
Fabrikatörün Öfkesi: Yeşeren direği gören fabrikatör, bunu kendisine yapılmış bir “inat” olarak görüyor. “Yaprak açmış telefon direği nerede görülmüş!” diye bağırıyor ve hemen kesilmesini emrediyor6666666. Adamın doğaya bakışı o kadar sığ ki, bir mucizeyi bile “rezalet” olarak görüyor.
2. KARAKTER VE ÇATIŞMA ANALİZİ
Fabrikatör: Tamamen maddeci (materyalist) bir karakter. Duygudan yoksun. Onun için ağaç sadece “yer kaplayan bir nesne” veya “telefon direği malzemesi”. Doğanın güzelliğini değil, maliyet fiyatını düşünüyor7777.
Kavak Ağacı (Direk): Yaşam gücünün simgesi. Öldü sanıldığı anda bile filizlenerek umudu temsil ediyor.
3. GÖRSEL OKUMA
Sayfadaki görselde, iş kıyafetleri ve baretler giymiş işçilerin o güzelim kavak ağacını motorlu testere ile kestiğini görüyoruz.
Zıtlık: Ağacın dimdik, doğal ve canlı duruşu ile işçilerin mekanik ve yıkıcı eylemi tezat oluşturuyor. Arka planda deniz masmavi dururken, ön planda bir “cinayet” işleniyor. Görsel, metindeki hüzünlü atmosferi çok iyi yansıtıyor.
4. DİL VE ANLATIM (EDEBİ SANATLAR)
Haldun Taner, bu sayfada Teşhis (Kişileştirme) sanatını zirveye taşıyor:
“Çiçekler vaziyetten şekvacıydılar (şikayetçiydiler).” 8
“Kuşlar küsüp ötmemeye karar verdiler.” 9
“Direk… tatlı bir bahar sarhoşluğu içinde gerinip duruyordu.” 10
“İzolatörler bile şaştılar.” 11
Bu anlatım, okuyucunun doğayla empati kurmasını (duygudaşlık) sağlıyor. Ağacı bir “eşya” gibi değil, canı yanan bir “insan” gibi hissediyoruz.
5. MİNİ SÖZLÜK (Kelimeleri Cebimize Atalım)
Metinde geçen bazı teknik ve eski kelimeler var:
Mendirek: Kıyıdaki yapıları dalgaların yıkıcı etkisinden korumak için denize yapılan duvar12.
Şekvacı: Şikayetçi, yakınan13.
Çatana: Küçük buharlı tekne, römorkör14.
Göztaşı: Tarımda ve sanayide kullanılan mavi renkli kimyasal madde (Bakır sülfat). Ağaç çürümesin diye sürülür15.
Mahlul: Eriyik, çözelti16.
İzolatör: Elektrik direklerinde tellerin direğe değmesini engelleyen porselen fincanlar (Yalıtkan)17.
Teskin Etmek: Sakinleştirmek, yatıştırmak18.
Ferman Etmek: Emir vermek (Eskiden padişahların emirlerine ferman denirdi)19.
Hikâye giderek heyecanlı ama bir o kadar da trajik bir hâl alıyor. Fabrikatör, yeşeren direği tekrar kestirmeye karar verdi. Acaba doğanın intikamı nasıl olacak?